çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2015 Perşembe

''Votır'' mı ''Vootıı'' mı ?



  
       Lisenin ilk yılı İngilizce ’yi en iyi öğrendiğim yıldır. Hazırlık öğrencilerinin haftada 24 saat İngilizce dersi aldığı dönem bahsettiğim (sürekli değişen bir sistemimiz olduğu için belirtiyorumJ )O sene dersimize giren hocamız Hülya Gülen –emekleri için tekrar teşekkürler-bir dersinde bize kızınca ’’İnsanlar bu şekilde İngilizce öğrenmek için milyarlarca(6 sıfır atılmadan önceJ ) para veriyorlar. Elinizdeki bu fırsatın değerini bilmiyorsunuz. Kimse size çıkıp saatlere böyle ders anlatmaz bir daha’’ demişti. İtiraf ediyorum hiç anlam verememiştim. Niye öğrenilmesin ki aynı bizim öğrendiğimiz gibi ders alıp öğrenebilirler demiştim, içimden:)
 
       Amerika’ya gitme fikri aklımıza geldiğinde en azından ilk anlar için faydalı olur diyerek 4-5 aylık bir İngilizce kursuna yazıldım. Ama ne yaptım, sadece gittim dinledim geldim. Eve gelince ekstra bir çalışma yok, ödev yok, ertesi gün quiz var stresi yok, benim de aman ne öğrendim dur bir tekrar edeyim, açıp bir kitap okuyayım durumum yok… yani çalışmadım. Sonra ne oldu,olan parama oldu belki %20 lik de bir ilerleme. Dipnot: Yazar %20 lik ilerlemeyi de hala lisenin ekmeğini yiyerek yapıyor:)

     
        Kelimelerin telafuzu konusunda ilk başlarda baya zorlanmıştım. Mesela burada bizim öğrendiğimiz şekilde ‘’votır’’ (Water)deyince senin su istediğini anlamıyorlar, neredeyse 5 kere söylediğimi biliyorum ilk günlerde:). Sonrasında adamcağız bana ‘’oooo Vootıı’’ diyince evet evet ‘’Vootıı’’ diye onayladım bir de adamı. Öğrendim de en temel ihtiyacım konusunda rahatladım. Mesela dün öğrendiğim kelime: Benim ‘’clots’’(Clothes) diye söylediğim kıyafet kelimesi meğer ‘clos’’ diye okunuyormuş. Yani kapalı anlamına gelen Close’la telafuzu aynıymış. Clothes = close. Bunlar şu an aklıma gelenler. Yine biz Türkler telafuz konusunda iyiyiz siz zavallı Çinlileri görseniz,onların işi iyice zor.


      
Üniversitenin Kampüsü
3,5 aydır Amerika’dayım ve 1,5 aydır Texas Üniversitesinin dil okuluna gidiyorum. Okul, Austin’in en iyi dil okulu (milyarlar
:) Hülya Hocama saygılar) Türkiye den de master ve doktora yapmak için yurtdışı bursu kazananların geldikleri bir okul. Burada aldıkları eğitimle hazırlanıyorlar sınavlara. Tabi insanın beklentisi de yüksek oluyor haliyle. Acaba nasıl bir eğitim veriyorlar diye merakla başladım okula. Sonuçta bir öğretmen olarak farklı bir eğitim anlayışı görmek de vardı hedeflerimin arasında.

       ‘’HAYATTA EN BÜYÜK ŞANS İLKOKULDA İYİ BİR ÖĞRETMENLE KARŞILAŞMAKTIR’’ sözünü çok severim ama bu sadece ilkokulda değil bütün eğitim hayatı boyunca çok büyük bir şans. Burada da iyi ve kötü öğretmenler var. Yani bu kadar kaliteli bir okulda bu öğretmeni nasıl barındırıyorlar diyecek kadar. Ama keşke bütün derslere bu hoca girse diyecek kadar iyilerin sayısı daha fazla. Bu da sizin şansınıza kalmış. 

        İlk olarak bir seviye belirleme sınavı ve sonra sözlü mülakat yapılıyor, sonrasında sizi gruplara ayırıyorlar. Kurlar 2-3-4-5… diye gidiyor ve her kur da kendi içinde a-b-c diye ayrılıyor. (2c 2.kurun en iyisi mesela) Yani bir hayli hassas bir gruplama. Sınıflar tamamen homojen herkes aynı seviyede ve 10-12 kişilik. Eğer öğretmenleri önceden tanıyorsanız ve onun sınıfında olmak istemiyorsanız ya da sınıfın seviyesini size göre düşük ya da yüksek buluyorsanız 2.hafta bir dilekçe yazarak sınıfınızı değiştirebiliyorsunuz.

         Kayıt sırasında size bir mail adresi oluşturuluyor ve bütün notlarını, ödevlerini, sosyal aktiviteleri buradan takip ediyorsun. İlk önce bu bana biraz zor geldi açıkçası, çünkü sürekli maillerini kontrol etmen gerekiyor ya da ödevin tam olarak ne olduğunu anlayamadığım anlar oluyordu. Şuan alıştım ve ‘’ne güzel bir sistemmiş bu yaa’’diyorum:). Ayrıca hocalarla iletişim kurmak da çok kolay. Akşam 10 a kadar mail attığınızda aynı gün içinde dönüş yapıyorlar.

          Bir arkadaşımın kızı 1.sınıfa başlamıştı, birkaç ay sonra sordum ‘’Nasıl Öğrendi mi okumayı ’’diye. Cevabı ‘’O kadar ödevi kim yapsa öğrenirdi’’ demişti biraz gergin.Ödev bir eğitimin olmazsa olmazı diye düşünüyorum(Adı ödev,proje,ekip çalışması,sorumluluk bilinci…ne olursa olsun) Bir öğretmen kısıtlı saatte ne kadar ilerletebilir ki, illaki bir ev çalışmasına ihtiyaç var bütün öğrenciler için. Her ne kadar çok ödev verince bizim milletimiz sanki öğretmen ödev  kontrolüne çok meraklı gibi şikayet edecek yer arasada…

         İşte burada da durum tam bana göre.O kadar çok ödev veriyorlar ki senin zaten ekstra çaba gösterecek zamanın kalmıyor.Bana çok uygun bir yöntem açıkçası. Ödevlerin yanında her ders sonunda çalışma kağıdı dağıtılıyor bu da nereyi anlamadığını ortaya çıkarıyor ders bitmeden.(Tabi lisedeki gibi şekiller çizerek, kartlar göstererek, kırk dereden su getirerek öğretme gibi bir durum yok. Yani hala hocam haklı:) Dilbilgisi, dinleme, konuşma, okuma…hangi dersi seçtiysen ödevlerin o konuda oluyor. Mesela konuşma dersi için her hafta bir konu belirleniyor ve o konuda 5 dakikalık bir konuşma hazırlıyorsun ya da tartışma konusu bulup bu konuyla ilgili sorular hazırlayıp derste bu konuyu arkadaşlarına tartıştırıyorsun. Bu şekilde birçok ödev, yani ezber değil...

         Ama sadece ödev yapmak yeterli mi? Malesef değil:) Eğer sosyal biri değilseniz, kimseyle iletişim kurmuyor ya da konuşmaya çekiniyorsanız ‘’Aslında yurtdışına da gitti ama öğrenemedi’’ denilen  gruba girebilirsiniz. Okulun çok sıkı çalışan bir aktivite kulübü var. Birçok farklı milletlerden öğrenci var sonuçta ve bu aktiviteler onların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlıyor. Farklı seviyelerde öğrenciler de pratik yapmış oluyorlar böylece. Her ders çıkışı dahil olabileceğin bir aktivite var katılmak istersen. Ki katılmazsan kendini ilerletmen pek mümkün değil.

Anısını paylaşan muhteşem hoca Phyllis
     Farklı  ülkelerden gelen insanlarla konuşmak Amerikalılarla konuşmaktan daha kolay oluyor benim için. Çünkü onlar da bizim gibi yavaş ve her kelimeyi dillerinin döndüğünce söylüyorlar:) Hatta ilk konuşma dersinde şöyle bir olay yaşandı. Hoca bize üzerinde 8 soru yazan bir kağıt dağıttı ve’’ Birbirinize bu soruları sorup aldığınız cevapları yanına yazın ‘’dedi.10 dakika içinde sorabildiğimiz kadar sorup aldığımız cevapları da kağıda yazdık. Yerimize geri oturduğumuzda hoca gülmeye başladı ve şu anısını paylaştı.’’20 yıl önce eşimin işi dolayısıyla Fransa’ya taşınmıştık. Ben de orada sizler gibi dil okuluna yazıldım. Biz sınıf arkadaşlarımızla öyle güzel iletişim kuruyorduk ki, bence ben çok iyi Fransızca konuşuyordum mesela. Sonra bir gün hocamız dedi ki ’’Siz birbirinizi anlıyorsunuz ama ben sizin kendi aranızdaki konuşmalarınızı hiç anlamıyorum’’. ’’İşte ben de şuan bu haldeyim. Siz 10 dakikadır birbirinize sorular sorup cevaplar yazıyorsunuz ama ben konuşmalarınızı hiç anlamadım:))


Çiçek satan kızlar,arkadaki kule kampüsün içindeki saat kulesi
     Bir de gelmeyi düşünenlere ayrıntı: Ev arkadaşınızı kesinlikle Türk seçmeyin. Buradaki Türk öğrencilerin birçoğu da ‘’Evde sürekli Türkçe konuşuyoruz ‘’diye bu durumdan şikayetçi. Evde bir yabancı sizin mecburen pratik yapmanızı sağlayacaktır. Riskli mi bu durum peki? Tanımadığın bir Türk’le kalmakla aynı riski taşıyor bence.

     Son söz:3-5-6 aylığına gidilen dil eğitimlerinde beklentiyi çok yüksek tutmamak lazımmış, ben bunu anladım :)Çoluğunuz çocuğunuz gidecekse azıcık daha uzun yollayın:)  Birkaç yıl yaşamak belki biraz daha etkili ama eğer çaba sarfetmiyorsanız,çok fazla çalışmıyorsanız yurtdışında kendiliğinden alışma gibi bir durum yok dil konusunda özellikle belli bir yaştan sonra ...




1 Temmuz 2015 Çarşamba

Yıllar Sonra Tekrar ''Bisikletli Günler''

       


Bisiklet,en sevdiğim en ferah ulaşım aracı.Çocukken mahalledeki bir arkadaşımın 2 tekerlekli ama orta boy bir bisikleti vardı.Birgün onlar başka bir oyun oynarken ben de o bisikleti sürmeyi denedim.Bunu yaptığımda 6 yaşındaydım.Aaa sürüyormuşum dedim sonra.Meğer ben zaten biliyormuşum bunu sürmeyi.Yani hiç öyle 4 tekerden birer tane azaltarak filan olmadı benim bisiklet maceram.İçimde varmış doğuştan:)Sonra baktım sürüyorum kendi bisikletimizi sürmeye başladım.O da benim değil ,abimin ve boy olarak bana çok büyük.Bilenler bilir,kalkmak ve durmak için bir kaldırım kenarı bulmanız lazım eğer bisiklet size büyükse,o derece büyük:)


          Yaşadığım tehlikeleri ve düştüğüm anları hatırlayınca kendi çocuğum olurda bisiklet sürerse içim nasıl rahat edecek diye düşünmeden edemiyorum.Ellerini bırakma,bunu yaparken saçını ve şapkanı düzeltme,fren olarak ayağını arka tekere koyma...bir sokak çocuğunun yapabileceği bütün hareketleri yapardım:))Bunları yaparken öyle çok düştüm ki,bazen ayaklarımdaki yaraların büyüklüğü beni bile korkuturdu.Annemler bir daha bisiklet sürmeme izin vermezler diye de o yaralar biraz kendine gelene kadar şort giymezdim,kamuflaj önemli:)


          Bütün mahallenin bisikletli çocukları toplanıp tekerinize hava bastırmaya gitmenin keyfini,yaşamayan birinin anlaması o kadar zor ki.Bunun tarifi yok çünkü.Lastiğe yama yapılırken izleyen kaç çocuk vardır şu zamanda? Bizim mahallede 'Dayı' diye bir tamirci vardı,çok iyi bir amcaydı,yaşıyorsa kulakları çınlasın...(Dayı diye bir amca da ilginçmiş gerçekten)


           Üniversiteye başladıktan sonra bisikletimle vedalaşmak zorunda kaldım.Bizim ülkemizde bisiklet bir ulaşım aracı değil çünkü.Çocukların parklarda,okul bahçelerinde sürebileceği bir oyuncak,büyüklerin trafiğe kapalı yollarda,göl kenarlarında yayaların yürümesi için yapılmış parkurlarda süreceği bir eğlence aracı.Bu benim fikrim değil ama oluşan ortam tam da bunu yansıtıyor.Eğer bisikletinizle araçların kullandığı yola çıktıysanız,onları engellediğiniz ve yolu işgal ettiğiniz için sıkıştırılmayı,üzerinize araba sürülmesini haketmiş oluyorsunuz.Araba kullanmanın bile bu kadar riskli olduğu bir trafikte bisiklet kullanmaya hiç cesaret edemedim.
        





 Austin'e geleceğimiz kesinleşince ilk düşüncem bir bisiklet almak oldu.Kalacağımız süre boyunca ulaşım aracım belliydi.Tabi buraya gelince bisikletin benim gibi bir amatör için çok yeterli bir ulaşım aracı olmadığını da öğrendim ama şimdilik yetiyor:)Hayalimde de soldaki gibi bir bisiklet vardı ama onun da rengini tutturamadık,şuan eldekinin değerini bilmeye çalışıyorum:)
         







          Buradaki bisiklet kültürüne gelince.Öncelikle herkes bisikletin bir ulaşım aracı olduğunu kabul etmiş durumda.Eşime okulda ilk derste bir liste dağıtmışlar.Alışveriş yapılacak yerler,kafe ve restoranlar,konser alanları...yani ilk zamanlarda size yol göstrecek bir rehber niteliğinde.İşte bu listede bir de bisikletçi var.Bisikletin ne kadar hayatın içinde var  olduğunu  bu listeden bile anlayabiliyor insan.


        
 
Okulun önerdiği bisikletçi The Peddler Bike Shop
        

     İlk önce bisiklet satın almak için yola çıksak da araştırdıkça bizim gibi geçici süreliğine gelenler için kiralamanın çok daha mantıklı olduğunu farkettik.Çünkü iyi bir bisiklet almak istiyorsanız en az 600-700 Dolar ı gözden çıkarmanız gerekiyor ama aynı bisikleti dönemlik 50 Dolar vererek kiralayabilirsiniz.
       

         Bütün bisikletçiler kiralama işi de yapıyorlar ama biz üniversitenin bisikletçisinden kiralamayı tercih ettik.Okulun internet sayfasından hangi gün ve saatlerde açık olduğuna baktık ve ilk başta biraz şaşırdık çünkü sadece birkaç gün belli saatlerde açıktı.Tabi biz normal bir bisikletçi diye düşünmüştük:)Gidince ne kadar özenilesi bir oluşum olduğunu gördük.
          2 tane üniversite öğrencisi kız arkadaş işletiyor burayı,yeni dönem başlayınca 2 kız arkadaşları daha gelecekmiş.Bizimle ilgilenen arkadaş çevre mühendisliği okuyormuş.Bisikletin tamiri ile de kiralama işlemleriyle de onlar ilgileniyor.Öyle de severek yapıyorlar ki...

Okulun bisikletçileri
Tamiri de onlar yapıyor
           100 dolar vererek 2 tane bisiklet kiraladık.Bisikletler çalınırsa sizden bisikletin parasını alıyorlar,öyle de bir durum var tabi.Sigorta mı yaptırsak ki dedim içimden:)))2 tane kilit verdiler herbirimize,önemli olan bisikletin iskeletini çaldırmamakmış,en fazla tekeri götürebilecekleri şekilde kilitlemem gerekiyormuş.İyi kilitlediğimi düşünüyorum ama bakalım,çalınırsa yazarım...:)Bir de  burada kask takmak zorunlu değil ama ön ve arka ışığınızın olması zorunlu.

           Birkaç gündür heryere bisikletle gidiyorum,ilk başlardaki tedirginliğim yok artık çünkü burada bütün araçlar önceliği size veriyorlar.Hatta benim tedirgin hallerim onları zor duruma sokuyor bile diyebilirim:))Heryerde bisiklet yolu var ve o yola kesinlikle arabalar girmiyor,yani oradaysanız güvendesiniz.

          Bisikletinizle biryere gittiğinizde nereye park edeceğinizi düşünmenize gerek yok çünkü heryerde bisiklet parkları da var.Dün hiç bilmediğim bir yere gittim,yanyana birçok mağazanın olduğu bir alışveriş sokağı gibi bir yer.Elimde bisiklet,nereye kilitleyebilirim acaba diye düşünürken benim bu halimi gören bir kafenin çalışanı geldi yanıma ve bana park yerini gösterdi,bisikletimi kilitleyinceye kadar da yanımda bekledi.Herşeyin yolunda olduğundan emin olunca da iyi günler dileyerek işine geri döndü.İşte böyle anlar insana kendini iyi ve güvende hissettiriyor.


                             Son olarak da  yapmak isteyenler için Pinterest'te görüp bayıldığım bir DIY projesi.Belki denemek istersiniz...